Ankara
‘’Ölüm-kayıp bir varoluşu bitirir, o varlıkla kurulan ilişkiyi bitirmez.’’
Robert Anderson
Kayıp deyince ilk olarak akla ölüm gelir. Sevilen birinin kaybı değişen yaşama uyum göstermeyi zorlaştıran, yıkıcı bir kayıp türüdür. Hiç kimse bir yakının ölümünü istemezken ölüm kaçınılmaz ve değişmeyen bir gerçektir. Kayıpla beraber hayatta kalan için yeni bir yaşam başlar. Bu yeni yaşama geçiş kişiden kişiye değişen bireysel bir süreçtir. Çünkü her bireyin sosyal, kültürel, psikolojik özellikleri, yaşam deneyimleri, kaybı nasıl yaşadığı farklıdır. İnsanın bu biricikliği neticesinde yasın başlangıcından söz etmek mümkün iken yasın bir sonu olduğundan net bir biçimde bahsetmek insanın kendine özgü doğasına aykırı olacaktır.
Literatür bize yas sürecinde içinden geçilen ve evrensel olan beş evreden bahseder. Hatta son yıllarda bu beş evreye altıncısı da eklenmiştir. Bunlar: inkâr, öfke, pazarlık, üzüntü/depresyon, kabullenme ve anlam bulma…
İnkâr: Yaşanılan acıyla yüzleşmekten kaçılan bir dönemdir. ‘’Bu benim başıma gelmiş olamaz.’’ düşüncesi akla gelebilir.
Öfke: Hayatta kalan olmanın zorluğu ile ‘’Neden ben?’’ sorusunun sorulduğu bu dönemde kişi haksızlığa uğradığını düşünebilir. Dünyanın adil ve güvenli bir yer olmadığını dair düşüncelerle öfke duygusu kaybın gerçekliğinden kişiyi uzaklaştırır. Elbette ölümün nasıl gerçekleştiği öfkenin yaşanma biçimini de etkileyecektir.
Pazarlık: Ölüm gerçeğini değiştirmeyecek keşkeler ortaya çıkar. ‘’Keşke onunla daha çok vakit geçirseydim.’’ gibi sonu gelmeyen yakınmalar görülebilir. Kişi kaybedilen kişinin geri gelmesiyle o kadar ilgilidir ki daha iyi bir insan olacağına dair Tanrı’yla pazarlık yapabilir.
Üzüntü/depresyon: Kaybın gerçekliği ile yüzleşmenin başladığı bu dönemde derin biz üzüntü belirir. İnkâr, öfke, pazarlık ile bir sonuç alamayan kişi, kaybın gerçekliğini anlamaya başlayarak üzüntü duyar. Bazen bu üzüntü öylesine derinleşir ve uzar ki depresyon ortaya çıkabilir.
Kabullenme: Kişi değişen yeni yaşamını yeniden inşa ederek organize etmeye başlar. Kaybettiği kişiyle olan anılarını bazen gülerek bazen ağlayarak hatırlayıp onunla kurduğu ilişkiyi sürdürmeye başlar. Çünkü ölüm ile bir yaşam sona erer fakat ölen kişiyle kurulan ilişki sona ermez.
Anlam bulma: Kayıpla yaşamayı öğrenerek kaybedilen kişi ile duygusal olarak yeni bir ilişkinin kurulduğu bir dönemdir. Bu süreçte geride kalan, yasın ve yasa dair duyguların yoğun etkisinin azalacağını fakat bitmeyeceği kabul ederek hayata devam eder.
Bu altı evreyi doğrusal bir biçimde yaşarız ve yası tamamlarız demek uygun olmayacaktır. Bu aşamalar döngüsel bir biçimde yaşanabilir. Bazen bir evreyi atlayıp diğerine geçmek bazen de geriye dönüşler yaşamak mümkündür. Bu evreler bize yas tutarken neler yaşadığımıza dair bilgi verir. Unutmamalıyız ki herkesin yası kendinedir ve bu sebeple yas kişisel bir süreçtir.
Ayfer Özova Taşkın
1. Hablemitoğlu, Ş. (2022). Yas Uzun Bir Veda. Doğan Yayınları..
2. Kübler-Ross, E., Kessler, D. (2014). On Grief and Grieving: Finding the Meaning of Grief Throught the Five Stages of Loss. Newyork: Scribner.


Göz hareketleri ile duyarsızlaştırma ve yeniden işleme olan EMDR terapisi etkililiği ve güvenirliği bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış bir yöntemdir.


‘’Ölüm-kayıp bir varoluşu bitirir, o varlıkla kurulan ilişkiyi bitirmez.’’Robert Anderson


Travmatik olaylar kişinin yaşamsal ve vücut bütünlüğünü, sevdiklerini, inanç sistemini tehdit eden olaylardır. Bu dört tehditten biri bile söz konusu olsa psikolojik travmadan söz edilebilir.

İletişim
Ankara